AnasayfaHakkımızdaAraştırma MerkezleriYayınlarHizmetlerimizBasında TASAVBağlantılarGalerilerİletişim

YENİ STATÜKONUN HEDEFİ: TÜRKLÜĞÜN TASFİYESİ 

GİRİŞ

Türkiye’de son zamanlarda yoğun bir şekilde etnik siyaset tartışmaları yaşanmaktadır. Bu tartışmalar daha çok yeni bir dönemin başladığına dair ve bu yeni dönemin renginin ne olacağı üzerine yürütülen tartışmalardır. Yürütülen tartışmalardan yeni döneme “etnisite” merkezli yaklaşımların rengini ve mührünü vuracağı görülmektedir. Ancak şu gerçek göz ardı edilmemelidir: Etnik siyaset tartışmaları, toplumların birlik ve bütünlüğünün tesisi ya da muhafazası bakımından hiçbir zaman olumlu sonuçlar doğurmamıştır. Yakın geçmişte Balkanlar’da, Makedonya’da, Hırvatistan’da, Sırbistan’da yaşananlar bunun hafızalarda tazeliğini koruyan güncel örnekleridir. Keza İspanya ve İrlanda tecrübelerinin çok başarılı örnekler olmadığı da bilinen başka bir gerçektir. Bu örneklerin kiminde Balkanlar’da ve İrlanda’da olduğu gibi sınırlar değişmekte, kiminde de İspanya’da olduğu gibi sınırlar değişmemekle birlikte “duygusal kopuş”lar gözlenmektedir.

Bu olgular, etnik siyaset tartışmalarının sonucunda fiilî ya da duygusal, ama mutlaka bir kopuşun kaçınılmaz olduğunu göstermektedir. Nitekim bu tespitler, pek çok defa farklı zeminlerde farklı görüşteki kişiler tarafından da dile getirilmiştir. Bu sebeple, IRA ve ETA tecrübelerinin Türkiye’ye örnek teşkil etmesini ummak bilimsel ve gerçekçi bir yaklaşım değildir. 2011 yılı içinde TBMM’den bu deneyimleri incelemeye giden milletvekillerinden CHP Ankara Milletvekili Levent Gök ve AKP Sivas Milletvekili Nursuna Memecan’ın 01 Ağustos 2011 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan ifadeleri bunu açık bir şekilde göstermektedir:

“Belfast’ta çarpıcı bir deneyim yaşadık. Türkiye’de acı olaylara rağmen insanlarımızın birarada yaşama iradesinin ne kadar güçlü olduğunu gördük. İrlanda’da gerginlik sürüyor, ama geri dönüş yok. İrlanda parlamentosunda bir milletvekiline ‘Protestanlarla Katolikler aynı ortamda oluyor musunuz, çocuklarınız aynı okullara gidiyor mu’ diye sordum, ‘hayır’, dedi. Birbirlerinden hiç de hazzetmeyen, aynı mekânda yaşayan ancak birbirlerine yabancı toplumlar ortaya çıkarmıştır. Çoğu hatta birbirlerine kinle bakıyorlardı. Adlarını bile duymak istemiyorlardı.”

“Dersler çıkarılabilir tabiî ki, ama bir ülkenin problemi başka ülkenin problemine benzemiyor. İnsanların psikolojisi, sorunun tarihçesi farklı. Orada insanlar arasında yaşanan bir sorun bu, sadece terör örgütüyle devlet arasında değil. İnsanlar birarada yaşayamıyor.”

Ayrıntılı incelemelerin gayet açık biçimde gösterdiği üzere, Yugoslavya pratiği, birbirinin kanını akıtan etnik toplumlar; ETA ve IRA pratikleri ise birarada yaşayan ancak birbirinden nefret eden, duygusal olarak kopmuş Basklılar, Kastilyanlar, Katalanlar, İrlandalılar, Katolikler, Protestanlar doğurmuştur. Oysa bizim milletimizin sağduyusu, birbirinden duygusal olarak kopmuş etnik grupların ayrışmasına yol açmadan, bugüne kadar meseleyi çatışma dinamiğinden uzak tutmayı başarmıştır. Bölgesel, etnik, dinsel her türlü milliyetçiliğe (bu tanımlamanın sosyal bilimler açısından son derece sorunlu olması ve milliyetçilik kelimesinin kökeninde bulunan “millet” ifadesiyle bağdaştırılamayacak tuhaf, eklektik, saçma bir nitelik taşıması apayrı bir yazının konusudur!) karşı çıktıklarını söyleyen “Yeni Statüko”nun temsilcilerinin, İspanya ve İrlanda örneklerini referans olarak göstermeleri, bu kişilerin aslında bizâtihî etnik ve dinsel ayrımcılığı körükledikleri, fizikî ve duygusal kopuşlara zemin hazırladıkları anlamına gelmektedir. Salt bu tespit bile, sürecin entellektüel ve siyasî aktörlerinin kafasının ne kadar karışık olduğunu, dolayısıyla yürütülen projenin akıbetinin ne olacağı konusunda kimsenin sahih bir öngörüye sahip bulunmadığını anlamaya yeterlidir.

 

YAYINLAR
İletişim BilgilerimizBizi Takip Edin
Nasuh Akar Mah. 1.Cadde No:43/4 Balgat-Çankaya/ANKARA Tel:0312 287 8899 Faks:0312 285 4499